İkizdere’de Yaşam Mücadelesi


2021 yılında yine bir Cengiz İnşaat rantıyla baş başayız. Bu sefer ise Cengiz İnşaat’ın yıllardır Karadeniz’de rant uğruna talan ettiği durak İkizdere. Cengiz İnşaat İkizdere’ye ve hatta komşu köyü Şimşirli’ye taş ocağı yapmak için ihaleleri satın aldı. Dünya’daki 254 ekolojik bölge arasında 54. Sırada olan İkizdere, binlerce canlıya da ev sahipliği yapıyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı İkizdere’yi biyolojik çeşitlilik bakımından korumada olan bir bölge olarak, Türkiye’de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ise Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak kayıtlarında tutuyor. Elbette bu ekolojik zenginlik de rantçıların neden bugün İkizdere’de olduğunu gösteriyor.


Özellikle pandemi döneminde sermayedarlar ve işbirlikçisi iktidar ülkedeki rant hızını arttırdı. Cengiz İnşaat, 15.724.800 ton taş çıkarılması amacıyla İkizdere’nin koruma altına alınan bir yer olmasını hiçe sayarak ve devlet desteği de alarak İkizdere’yi katlediyor, halkın geçim kaynaklarını ve sağlığını yok ediyor ve doğa yaşamını katlederek iklim krizine bir el uzatmış oluyor.
Ellerindeki en büyük koz olan pandemi sebepleriyle de bu talanı halkın direnişinden uzak tutmak isteyerek sessiz ve meşru bir hareket haline getirmeye çalışıyor.


İkizdere’de yaklaşık 1 aya varacak olan bir direniş var. İkizdere Direnişinde, 2019 yılında halkın başvurularıyla taş ocağı yapımının durdurulmasına rağmen bugün İkizdere’yi kendi elleriyle yaşatan köylülerin dinlenmemesinin sonucunda kendi savunulacak alanları yaratılıyor. Peki İkizdereliler neden kurdunu, kuşunu, ağacını, yaşamını savunuyor? Ya da devletin zaten doğal koruma alanı olarak kayıtlarında tuttuğu alan neden ihaleye açılıyor? Cengiz İnşaat neden Karadeniz’den defolmuyor?


Cengiz İnşaat 1990’larda “Karadeniz Sahil Yolu” projesiyle yağma yolunu çiziyordu. Ancak asıl yükselişi AKP döneminde başladı. Cengiz Holding şu an 35 şirketi barındıran Türkiye’nin önde gelen sermayedarlarından biri. Artvin Murgul’da bilinçli yangın çıkarıp siyanür havuzu yapmak isteyen Eti Bakır Şirketi de aynı şekilde Cengiz Holding’in. AKP sayesinde girdiği hemen hemen tüm ihaleleri kazanarak projelerine ilk başta iptal kararı veren mahkemeleri yine yanında tutarak Karadeniz üzerinden milyar dolarlar kazanıyor. Yani ne AKP, Cengiz’i ihalesiz ne de Cengiz, AKP’yi komisyonsuz bırakıyor. Karadeniz’de yaşayan halkın doğanın tahribat edilmesiyle geçim kaynakları yok olurken AKP yıllarca Cengiz’in de içinde bulunduğu sermayedarların vergi borçlarını siliyor.


İkizdere halkı bu talana yabancı değil. Yılların Karadeniz’deki Cengiz İnşaat gözlemi ve deneyimi var. Yine Cengiz’in ve işbirlikçilerinin ranta açtığı diğer vadilerin durumundan asıl sonuç olan canlı yaşamının yok olmasını bilmek kimse için zor değil. Kendi yaşam ve geçim kaynaklarının olduğu alan olan İşkencelere Vadisi’nde taş ocağı demek halk sağlığı tehditi, insan harici hayvanların katledilmesi, ormansızlaşma yani ekosistem tahribatı demektir. Özellikle pandemi döneminde yasakları fırsat bilerek talanı hızlandırıyorlar. İkizdere için de aynısı geçerli. Yasaklar ve pandemi bahane edilerek halkın direnişi engellenmeye, iş makinelerinin alana girmesi hızlandırılmaya çalışılıyor.
İkizdere isminden de anlaşılacağı üzere iki derenin birleştiği bir yer. Köylüler bu direnişleriyle deresine, suyuna da sahip çıkıyor. Ağacın, hayvanın, suyun, derenin düşmanı Cengiz ise başlattığı taş ocağı çalışmalarından çıkan moloz gibi malzemeleri de dere yatağına attırarak dere tahribatını da sürdürüyor.
Geçen günlerde Ulaştırma ve Altyapı Bakanı İkizdere’ye geldi. Halkın hiçbir sözünü dinlemeden bu tahribatı desteklediğini açıktan bir şekilde gösterdi. Geçim kaynaklarından biri olan çay üretimine de zarar geleceği için “iş imkanı sunarım” diyerek adeta sermaye uğruna tüm doğaya rüşvet teklif etti. “Merak etmeyin ağaç dileriz” diyerek geri dönüşü olmayan ekosistemle alay etti. Yasakların son günlerinde de iş makineleri çalışırken heyelan meydana geldi. Doğa bile cevabını verdi.


Cengiz İnşaat ve AKP hükümeti insan harici hayvanlar da dahil olmak üzere tüm hayvanlar, doğa üzerinde tahakküm kuruyor. Sermayelerini kat kat artırmak için tüm canlıları kullanmayı, sömürmeyi, katletmeyi ihtiyaç haline getiren neoliberal kapitalist sömürü sistemini yürütüyorlar. Bu sömürü sisteminin olmazsa olması türcülükle de yaşamın zehirlenmesine önayak olunuyor.


Yıllardır Karadeniz’i ihalelerle satın alan Cengiz İnşaat’a ve tüm ihale kapılarını açan AKP’ye karşı bitmeyecek bir direniş, söndüremeyecekleri bir Karadeniz isyanı var. Cebinin çıkarı için, halk geçim sıkıntısından intihar ederken, iklim krizi daha da derinleşirken, insan harici hayvanlar Cengiz’in ve AKP’nin eliyle öldürülürken Cengiz talana devam ediyor. Cerattepe, Murgul, İkizdere… Karadeniz teker teker yağmalanıyor. Cengiz sudaki balığın, ağaçtaki kuşun, topraktaki solucanın, eşsiz doğanın ve bir daha benzeri olmayacak olan nice ekosistemlerin katilidir.

Bu sömürü sisteminden anti-türcü bir mücadele olmadan kurtulmak mümkün değildir. İnsan harici hayvanlar üzerinde, doğa üzerinde kısacası tüm yaratıklar üzerinde tahakküm kurmayı kendinde hak gören kapitalist sistemde türcü bakış yok edilmeden hiçbir canlı yaşamı özgürleşemeyecek. Cengiz’in Karadeniz’deki bu durağında da vegan bir yaşam tahayyülünün yaşamsal değerini gördük. Rant politikalarına karşı bütünleşik eşitlik ve özgürlük mücadelesini tüm alanlarda sürdürerek yaşamı korumak gerekiyor. Şimdi doğa yeşili dolar yeşiline karşı. Doğanın yeşili daha fazla azalmayana dek, katiller Karadeniz’den ve hatta tüm memleketten elini çekene dek neoliberal kapitalist sömürü sistemine ve türcülüğe karşı direniş sürecek.

Yazar:Ceren KUMAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir