İklim Krizi Değil Sistem Krizi

Antalya Manavgat’tan başlayan ve daha sonrasında birçok ilde haberini aldığımız yangınlarla günlerdir baş başayız. Öyle ki, yangın çıktığı anda su atan uçakların bölgeye ulaştırılması gerekirken Türk Hava Kurumu Kayyum Heyeti Başkanının nikaha gittiği, bölge halkından kişilerin kendi çabalarıyla yangın söndürmeye giderken yaşamını yitirdiği bir baş başa kalma durumu.

Yangınların en turistik bölgelerde çıkması tesadüf mü yoksa değil mi sorusu yıllardır doğanın sermayeye peşkeş çekilmesinden, ranta açılmasından dolayı kafalarda soru işareti bırakıyor. Ancak unutmamalıyız ki büyük bir iklim krizinin sonuçları ile yüzleşiyoruzı.Doğanın bu denli katledilmesi, hayvansal tüketim, fabrika dumanlarının ve atıklarının ölçülemez zararları küresel ısınmayı artırdıkça sadece sıcaktan ter dökmeyeceğiz, sürekli yangınlarla birçok canlıyı kaybedeceğiz.

Ülkenin dört bir yanında yangınlar sebebiyle kurtarılamayan insanların ve insan harici hayvanların sayısı artarken THK hangarında duran su atan uçakları devreye sokmak yerine Erdoğan iktidarı 28 Temmuz’da yine bir gece yarısı Resmi Gazete’de Turizmi Teşvik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun yayımlandı. Kanunda turizm yatırımına açılacak orman arazileri Cumhurbaşkanlığı kararına bırakıldı.

Karadeniz’de de birçok alanın korumada olmasına rağmen Cengiz İnşaat’ın insafına bırakıldığını, ormanların peşkeş çekildiğini defalarca gördük. Şimdi ise yanan ormanlar sermayedarların önüne ihale şeklinde koyulacak.

Çay adeta olağanüstü durumlarda teselli aracı haline getirildi. Yanan ormanlarda çok düşük imkanlarla yangın söndürmeye çalışan orman emekçileri, Recep Tayyip Erdoğan Muğla’ya geldiğinde “Eğer karşılamaya gelmezseniz 60 saatlik yangın söndürme nöbeti mesailerinin ödenmeyeceği” tehdidi sebebiyle alanda bulundu. Ödülleri (!) ise bir bez torbası çay oldu.

İşçi düşmanlığı, hayvan düşmanlığı, doğa düşmanlığıyla bir ülke yönetiliyor. Katledilen canları ve yok olan ormanları yoldan geçen halka çay fırlatmanın ardından konforlu saraylarında otururken keyif çayı yudumlayarak izliyorlar.

Yangınların ilk gününden beri medyanın hayvanların varlığını, yaşam haklarını ve yitip gidişlerini nasıl hiçe saydığını gördük. Devletin tüm kurumları yaptığı, yapmadığı tüm çalışmaları insan merkezli yaparken medya da yangınların başlangıcında bir insan kaybı olmadığı için “can kaybımız yok” haberleri yaptı. Yandaş olmayan medya kanallarin yayın yapması engellendi, bölgeye giden HALK TV’ye saldırıldi. Ancak hayvanların da akıbetini takip edebilecek anti-türcü yayın yapan bir medya organı olmadı. İşte medyanın bu türcü bakış açısı biz veganlara anti-türcü mücadelede yeni bir alan açıyor. Birer birey olan insan harici hayvanların yaşam hakkının sadece çayır çimen etrafında olduğunu değil, devlet kurumundan medyasına afette ya da doğal yaşam alanlarında kısacası her anda korunması gerektiğinin bilincinin olması ve yürürlüğünün sağlanması gerekmektedir. Geçtiğimiz ay çıkan Hayvan Haklarını Koruma Kanunu’nun hayvanları korumakla hiçbir alakası olmadığını bu yangında da görmüş bulunmaktayız. Kanun’da “Güçten düşen hayvanların korunması ve bakımının yapılması ile rehabilitasyonunun sağlanması amacıyla hayvan bakımevleri kuracak. Bu hayvanlar, ilgili belediyeler tarafından hayvan bakımevine götürülecek. Hayvan bakımevi kurma zorunluluğu olmayan belediyeler ise sorumluluk alanındaki bu hayvanları en yakın hayvan bakımevine götürecek.” maddesi açıkça uygulanmamıştır. Yangından halkın çabasıyla kurtarılan hayvanların sağlığı ve bakımı yine sosyal medya aracıyla sağlandı ya da sağlanmayı bekliyor. Hayvanları kurtarmak için hayvan hakları savunucularınin kurdukları tahliye ekipleri ile devletin hiçbir desteği olmaksızın çalışmalar yürütülüyor.

Bu verilmeyen desteğin nedenini bizzat tek adamdan duymak mümkün. Recep Tayyip Erdoğan 04 Ağustos’ta çıktığı A Haber canlı yayınında tedbirleri aldığından bahsederek insan harici hayvanları metalaştırarak “parası neyse ödeyeceğiz” söyleminde bulunuyor. Tavuklardan “beyaz et” diye bahsediyor. İşte geçtiğimiz ay çıkan Hayvan Haklarını Koruma Kanunu tam olarak bu kişinin imzasından geçiyor. Hayvanları mal statüsüne koyarak ve yiyecek olarak kabul ederek sömürü sistemini yürütüyor.

İklim krizi yok gibi davranan AKP hükümeti zorda kaldığında çay bezlerini hazırlayarak her sorunu çözebileceğini/unutturacağını zannediyor.  Oysa dağıttığı o çay için direnen Karadeniz halkı sel felaketleri ile uğraşıyor. Önceden alınmayan önlemler yüzünden memleket cayır cayır yaniyor. Erdoğan’in halkın kafasına fırlattığı çayları halkın Erdoğan’a unutturmayacağı kesin. Şuan bizler sadece yönetilemeyen bir süreç görmekteyiz. Erdoğan rejimi HES’lerle termik santrallerle, madenlerle, Karadeniz’den, Akdeniz’e, Ege’ye kadar doğayı talan etti. Tek bir yeşil alan bırakmamayı, insanların ve insan harici hayvanların yaşam alanlarını tahrip etmeyi yönetim biçimi olarak benimsedi.. Ancak kurdun kuşun yuvası tahrip edilirken hesabını sormanın sorumluluğunu elbette üzerimize almalıyız.

Geçtiğimiz yılın Kasım ayında İzmir’de sarsıcı bir deprem ile karşı karşıya geldik. Yine ranta açılan Bayraklı ilçesinde birçok bina yıkılmış, onlarca insan yaşamını yitirmiş, birçok hayvan kurtarılamamıştı. İzmir tüm yıkımlara, insanların ve insan harici hayvanların katliamına rağmen afet bölgesi ilan edilmemişti. İlacını dahi bizlerin dayanışma masasından temin etmeye çalışan Kızılay’ın, psiko-desteklerinin hiçbir gerçekliği yoktu. Kendilerinin aleyhine olan her durumda OHAL ilan eden devlet halkın ihtiyaçlarını yeterli bir şekilde karşılama gerekliliğini hiçe saydı. Şu anda tüm memleket bir yangın yeriyken yerleşim alanlarına, şehir merkezlerine kadar uzanan yangın bölgeleri “Afet Bölgesi” ilan edilmiyor. Halkın IBANıyla geçinen bu devlet, bölgenin Afet Bölgesi ilan edildiği takdirde halk yararına hareket etmek zorunda kalacak. Ancak yangının çıktığı gecede sermaye çıkarına kanun çıkarılmasından da anlaşılacağı üzere iktidar halk yararına hareket etmek yerine sermayeye memleketi peşkeş çekmeye devam edecek.

Şu anda olan şey yalnızca canlıların katledilmesi, ekosistemin yok edilmesi, yerleşim alanlarının tahrip olması değil. AKP hükümetinin, devlet mekanizmasının aklımızla alay edercesine yönetemediği bir kriz durumuyla birlikteyiz. Sermaye yararına uygulanan politikalar ilk değil, son da olmayacak. Ormanlarımız yanarken, insan harici hayvanlar içlerinde yaşamlarını yitirirken kendi ülkemizin uçaklarını 2019 yılında satan Erdoğan iktidarı yabancı ülkelerden su atan uçak yardımı istenmesini “acizlik” olarak vurguluyor. Dünya varlıklarını yok olduğu ve dayanışmanin büyümesi  gereken böyle kritik bir dönemde Erdoğan kendi itibarını düşünüyor. Ülkenin yanmasına göz yumuyor.

Anti-türcü mücadelemizin gücü ile harekete geçmemizi gerektiren, hayvanları mal statüsüne koyan ve yiyecek olarak gören türcü bir düzen ile karşı karşıyayız. Bu düzeni değiştirmeye ise biz devrimci veganlar olarak adayız. Uygarlığın bu büyük krizinin en önemli en köklü sebeplerinden biri olan türcülük karşısında bütünleşik eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyütmeliyiz. Bugün açık açık görünüyorki iklim krizi değil sistem krizidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir