Asıl Virüs Kapitalist, Türcü, Patriyarkal Sistem

Ekoloji, feminizm ve hayvan hakları üzerinden laf çevireceğimi baştan söyleyeyim. Viral hastalıkların nedeni hayvansal kullanım ve doğa talanı ile doğrudan ilişkilidir. Vücudumuzda pek çok virüs bulunur ancak bunlara karşı bağışıklık kazanarak yola devam ederiz. Sıtma, Deli Dana, Kuş Gribi ve daha pek çok salgın hastalığın nedeni hayvanları mal olarak görerek köleleştirmemizdir. Peki tüm dünya bitkisel kaynaklı beslense bu sorun çözülür mü?  Bunu sağlamak için herkesin eşit şekilde gıdaya ulaşabilmesi gerekir. Bu ise topyekün bir değişim gereklidir.

dünyanın yok oluşa doğru gitmesini tek başına hayvansal kullanımları bırakmak önleyemeyecektir. Çünkü tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek  ulusaşırı sermayenin kendisine “yeşil kapitalizm” ile yeni pazarlar yaratmasını sağlayacak ama eşitsizliği sona erdirmeyecektir. Bu eşitsizliği yaratan ise neoliberal yağma politikalarını uygulayan erkek egemen sistemin ta kendisidir.

Sistem eşitsizliğe dayalı olarak kendini sürekli yeni hammaddeler ve pazarlar bularak yenilemeye çalışıyor. Ancak pek çok tartışmada artık kapitalizmin sınırlarına dayandığı iddia ediliyor. Bir sınıra dayanmış olduğu doğru dahi olsa yeni ve eşit bir dünya tahayyülümüz var mı? Yerine neyi koyacağımız konusunda ne kadar eminiz? Eğer mevcut koşulları iyi değerlendirip cüretkar bir politika üretemezsek egemenlerin sömürüye dayalı reformist politikalarına sadece kendimizi değil insan dışı tüm canlıları mahkum etmiş oluruz. Dünyada tüketim alışkanlıkları değişse bile neoliberal politikaların sürdürülmesi gıda, su gibi temel ihtiyaçların eşitsiz dağılımına neden olmaya devam edecektir. Bu durum bizlere sadece tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmemizin yeterli olamayacağını ve sistemi yıkmamızın şart olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Tüm dünya bitki temelli beslense ve gıda politikaları bu yönde gelişse hayvancılık için talan edilmiş toprakların ve sağlam kalan ormanların bitkisel beslenmeye yönelik tarım faaliyetleri ile talan edilmeyeceğini kim iddia edebilir? O nedenle vegan olmak bütünleşik özgürlük mücadelesini zorunlu kılar. Vegan olmak hayvan kullanımını ve köleliğini/tahakkümünü reddetmek ise; insandışı hayvanların evlerini yok etmeyi bırakmamız gerekir. Bu ise iklim krizine karşı gerçek bir sistem önerisi ile gerçekleşecek. Bu sömürüye dayalı sistemin krizinin karşısında yeşil kapitalizmden fazlasına ihtiyacımız var.

Tüm bu eşitsizliklere dayalı sistemin yaşadığı krizlerden en çok etkilenenler ayrımcılıklara en çok maruz kalan kişiler olduğu su götürmez bir gerçek. Yani yoksullar, kadınlar, çocuklar, yaşlılar, LGBTİ+ bireyler…

Mevcut salgın krizinde kapitalist ülkelerin aldığı önlemler konuşulurken ana akım medya yoksul ülkelerin durumu hakkında tek bir söz söylemiyor. Bu krizin ortaya çıkmasında etkisi en az olan ülkelerin tedbir alma olanakları krizin müsebbi olan ülkelere göre oldukça kısıtlı. Kısacası iklim krizinin getirdiği felaketler eşitsiz dünyada en çok ezilenleri etkiliyor.

Burada kadınların bu felaketlerden daha fazla can kaybı yaşaması doğrudan toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ile bağlantısını vurgulamak isterim. Kadınlar yoksul ülkelerde yoğun olarak tarıma dayalı işçilik ve bakım emeği ile sömürü altındalar. Üstelik dünyadaki mülkiyetin %80’inden fazlası erkeklere ait; kısacası paralar erkeklerde toplanıyor. Bu ise kriz durumlarında yoksul erkeklerin yoksul kadınlara oranla hareket alanlarını genişletiyor. Erkekler eğitim, ulaşım gibi olanaklara çok daha kolay ulaştıkları için hayatta kalma oranları çok daha yüksek. Kadınlar bakım emeğini üstlendikleri yaşlı ve çocukları terk edemiyor.

Dünyanın en zengin 22 erkeğinin toplam mal varlığı, Afrika’daki bütün kadınların mal varlığına denk. Dünyanın en zengin %1’i 6.9 milyar kişiden en az iki kat daha zengin. kadınların küresel ölçekte üstlendiği ücretsiz bakım emeği yıllık en az 10.8 trilyon dolara tekabül ediyor; bu da küresel teknoloji endüstrisinin boyutlarının üç katı. 2 Kısacası dünya kadınlardan çalınan yaklaşık 8 milyar dolara denk düşen bakım emeği ile dönüyor. Bu dünyadaki işlerin %60’ı demektir. 1

Bizler yeni bir sistem kurmaya talip olacak bir program çıkarmak istiyorsak bu program içerisinde bakım emeğinin eşitsiz bölüşümüne dair bir mücadele planı olmak zorundadır. Yani soya fasülyesi toplayan ve beş kuruş para almayan tarım işçisi kadınların köle olduğu gerçeği ile yüzleşmeliyiz. Burada iklim krizinin sınıfsal karakterini de göz ardı edemeyiz. Kadınlar aynı zamanda yoksulluğu en derinden hisseden kesim. Sınıfsal eşitsizlik her kadının iklim krizinden aynı oranda etkilenmemesi demektir. Tek başına bu bile tüm dünyanın vegan olması konusunda büyük bir engeldir. Her kadın her ürüne eşit oranda ulaşamamaktadır. Peki hangi özneler bu dünyayı değiştirecek?

Dünyanın dört bir yanında son 10 senedir yükselen ekolojik hareketler ve feminist isyanlar toplumsal muhalefetin öncülüğünü üstlenmiş durumda.

-Veganlığı hassas/duyarlı olmakla özdeşleştirip kadınların daha kolay vegan olacağı varsayımı ile cinsiyetçiliği yeniden üretmemeli,

-Bütünleşik eşitlik ve özgürlük mücadelesinin , dayanışma kültürünün bizleri kurtaracağına inanmalı,

-Ayrımcılık ve sömürüye karşı kendimizden başlayarak dönüşümü örgütlemeli,

– Dünyanın değişmesi için kendi failliklerimizle yüzleşmeli ve ezilen bireylerken nasıl ezen oluyoruz görmeli,

-En önemlisi asıl failin neoliberal, patriyarkal ve insan merkezli sistem olduğunu akıldan çıkarmamalı.

-Yeni eşit bir dünya kurmak istiyorsak endüstri dahil olmak üzere tüm hayvan köleliğini reddetmemiz şarttır. Mutlu sömürü diye bir şey olamaz. Refahçı politikalar ile hayvan hakları alanında iyileştirmeler yapmak yetersizdir. Çünkü hayvanlar acıyı hissedebilen duyarlı canlılardır.

 Tür adaleti, cinsiyet adaleti olmadan, iklim adaletinin olmayacağını anlamamız gerekiyor. 

Umutlanalım çünkü bizler kadınlar, feministler, ekolojistler, veganlar, işçiler, yoksullar, göçmenler, LGBTİ+ bireyler, antikapitalistlerve daha niceleri olarak dünyadaki insanların %99’unu oluşturuyoruz. Ezilenlerin artık ezilmediği bir dünya yaratmak bizim elimizde. Hissedebilen hiç bir canlının bedeni ve emeği üzerinde hak iddia etmemeliyiz. İnsanlar olarak insan dışı hayvanlarla beraber yaşamayı öğrenmeliyiz. Hayvanlarıninsan merkezli dünyada en temel haklarından mahrum bırakılıp köleliğe, açlığa mahkum edildiğini unutmamalıyız. İnsan merkezciliğimizden kurtulmalıyız; vegan olmalıyız. Dünyadaki insanların %99’u olarak yaşanan acılara/ sömürüye son vermek için kolektif özneyi ortaya çıkaralım . Sınıfsız, sınırsız, eşit, özgür, feminist, vegan bir dünya için örgütlenelim. ABD’de solcu bir sanat kolektifinin söylediği gibi; asıl virüs kapitalizmdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.